İnsanların ilgisini ne çeker?
Bu soru, yaptığım her işin ortak noktası oldu.
Farklı mecralarda, farklı formatlarda ve farklı sektörlerde çalıştım. Radyo yayınlarından dergilere, reklam ajanslarından televizyona, dijital projelerden bağımsız yayıncılığa kadar uzanan bu deneyimlerin ortak çıktısı şuydu:
İnsanlar mesajları değil, ilgilerini çeken fikirleri takip eder.
Yıllar içinde mecralar değişti. Teknoloji değişti. İletişim alışkanlıkları değişti. Ama değişmeyen tek şey, insanların dikkatini gerçekten neyin hak ettiği sorusuydu.
Bugün markalarla çalışırken de aynı sorudan yola çıkıyorum. Anlatmaya çalıştıkları şey ile insanların gerçekten ilgilendiği şey arasındaki mesafeyi kapatmalarına yardımcı oluyorum. Bunun yolu kimi zaman bir marka konumlandırmasından, kimi zaman yaratıcı bir iletişim fikrinden, kimi zaman da bir içerik stratejisi veya editoryal yayın modelinden geçiyor. Ama bütün çalışmaların merkezinde aynı amaç var:
İnsanların takip etmek isteyeceği fikirler geliştirmek.
Çoğu zaman sorun içerik eksikliği değil; anlatmaya değer bir fikrin eksikliğidir.
Bu yüzden yalnızca danışmanlık yapmıyorum. Aynı zamanda kendi fikirlerimi de gerçek hayatta test ediyorum.
AstroMondo, AstroMondo TV ve OK Play Games, yalnızca kişisel projelerim değil; fikirlerin içerik, yayıncılık ve dijital deneyime nasıl dönüştüğünü test ettiğim yaşayan prototipler. Bu projeler, anlattığım yaklaşımın teorisi değil; gerçek dünyada çalışan uygulamalarıdır.
Bu sayede yalnızca iletişim öneren değil; geliştirdiği fikirleri gerçek kullanıcılarla buluşturan, sonuçlarını gözlemleyen ve sürekli geliştiren tarafta da yer alıyorum.
İnsanlar reklamlara maruz kalır.
İçerikleri tüketir.
Ama yalnızca ilgilerini çeken fikirleri takip eder.
Bu yüzden markaların ve ajansların, artık dikkat satın almak yerine ilgi üretmesi gerektiğini savunuyorum.